EmekGüncel

EMEK-RÖPORTAJ | Tülay Çal’dan Çağrı: “Direnişime Ses Olun!”

"Yaptığım kötü bir şey de yoktu. Ben işime gelip işime gidiyordum sadece. Önce yerimi değiştirdiler, benim iş tanımımda değildi. Bunu kabul etmek zordu. Orada kaza geçirdim. Kaza nedeniyle rapor aldım, raporluyken bir tutanak tutuldu"

İstanbul Büyükşehir Belediyesi (İBB) Personel Yönetim Anonim Şirketi’nde (İSPER A.Ş.) üç yıldır temizlik işçisi olarak çalışan Tülay Çal’ın işine, şirket tarafından gönderildiği ve dokuz aydır çalıştığı İBB Safa Tepesi Sosyal Tesisleri’nde 29 Eylül’de günü son verildi.

Çal bunun üzerine işe iade edilme talebiyle 6 Kasım’da İBB önünde eylem başlattı. Çal, her gün saat 12.00’den 17.00’ye kadar belediyenin önünde üzerinde “İşimi geri almak istiyorum” yazılı önlüğü girerek nöbet tutuyor. Çal’ın direnişi bir aya yaklaşırken kendisinin direniş yerinde ziyaret ederek sürecini bir kez de bizim aracılığımızla kamuoyuna duyurmasını istedik.

– Direnişiniz sürüyor, bu süreçte neler yaşandı? Sizi direnişe götüren süreci bizimle paylaşır mısınız?

– Ben işten çıkarılalı 61 gün oluyor. Direnişe başlama kararımı 30 gün önce verdim çünkü bir haksızlık vardı ortada. Yaptığım kötü bir şey de yoktu. Ben işime gelip işime gidiyordum sadece. Önce yerimi değiştirdiler, benim iş tanımımda değildi. Bunu kabul etmek zordu. Orada kaza geçirdim. Kaza nedeniyle rapor aldım, raporluyken bir tutanak tutuldu. Aslında 1 ay içinde 3 tutanak var. Ama o 3 tutanakta da benimle ilgili bir şey yok. Bundan kaynaklı birimlerle, müdürlerle görüştüm ve işe geri gidebileceğimi düşündüm ama olmadı. Ben de direnişe karar verdim.

Mahkeme süreci de uzayacaktı. Bu nedenle mahkeme kararından önce kendi kararımı verdim. Dik durmam lazımdı, o yüzden direnişe başladım.

– Bu süreç içinde Belediye ile herhangi bir görüşme veya diyalog yaşandı mı?

– Direnişin üçüncü günü Başkanın Belediye’de olduğu bir gündü. O zaman dinlemişti beni ve avukatına ve başkanvekiline yönlendirmişti. Bir gün sonra onunla görüştük, dört gün ara verdim direnişe. Kendi vekili bile “Böyle bir şey olamaz, mobingin, baskının, şiddetin bu kadarı fazlası olamaz” dedi. Yaşadıklarımı anlattım, sürecimi dinledi. Tutunaklara bakınca uydurmaca tutunaklar olduğunu o da gördü.

Bir hafta içinde bakacağını, inceleyeceğini söyledi sonra ne iyi bir cevap ne de kötü bir cevapla döndü. Hiç kaale almadı ve oyalama sürecine girdi. Daha sonra dört arkadaş komisyon oluşturdu direnişim adına ve tekrar randevu aldılar aynı kişiden. Ama bu kişi daha önce burada benzer bir haksızlığı yapmış bir arkadaşımıza. Kendisinin zaten bir oyalama politikası varmış. Yani olumlu bir cevap vermeyeceğini biliyorduk. Arkadaşlarımdan da bir hafta süre istemiş. Ama o bir hafta içinde de herhangi bir dönüş yapmadı. Sözde kasım sonunda bana bir cevap verilecekti ama gördüğüm kadarıyla bir cevap çıkmayacak.

 

“Hayat bizim gibi gariban insanlar için daha da zor”

– Daha önce burada benzer direnişler oldu. Size niye çözülebilecek bu gibi sorunlar çözülmemekte ısrar ediliyor?

– Bunu bilmiyorum. Beni direk Ekrem İmamoğlu işten çıkardı diyemem çünkü onun 100 bin personeli tek tek takip etme şansı yok. Çalıştığım şirketin amiri de müdürü de, şefi de AKP’den kalma. 30 yıllık adamlar. Ben demiyorum ki, müdürlerin işlerine son verilsin veya müdürlerden hesap sorulsun. Onlardan bir şey istemiyorum. Kimse ekmeğinden olsun istemem, kimseye hakaret de etmem, onları Allah’a havale ediyorum. Ama 7/24 secdeye iniyorlar, doğru insinler secdeye, doğru karar versinler diyorum. İnsanların onuru ile, şerefi ile, ekmeği ile oynamasınlar. Ben haksızlık yapmadım, hırsızlık yapmadım, iş kazası geçirdim, kaburgalarım kırıldı. Cezasını çok ağır ödedim. İş kazası geçirdim diye hem maaşımı kestiler hem beni işten çıkardılar.

Bir gerekçe bulamıyorlar ama ortada atılan bir imza var. Müdürlerin sözünü yitirmesine neden olacak. Ya müdürler sözünü yutacak ya da işimi geri verecekler. Hukuki süreci de başlattım, bir arabulucudan geçti ama çözülmedi. İlk duruşma 18 Aralık’ta.

Ben işimi geri istiyorum, kaldığım yerden devam etmek istiyorum. Yaşam şartları zaten zor ülkemizde. Bizim gibi gariban insanlar için daha da zor. Bizim gibiler bir ay çalışmadığı zaman beş ay geriliyor. Aldığımız belli verdiğimiz belli, öyle güllük gülistanlık bir hayat da yaşamıyoruz.

Evliyim ve bir kızım var, eşim de asgari ücretle çalışıyor, kiracıyım. Rutin bir hayatım olsaydı ya da benim de bir bakan dayım veya amcam olsaydı zaten bu şekilde mağdur olmazdım. Ya da bu olanlara lanet okur gider başka bir işe girerdim. Veya oturur evimde biraz dinlenirdim ama dinlenme veya başka bir lüksüm yok. Çalışmaya mecburuz çünkü yaşamak zorundayız. Yaşamak için çalışmak, çalışmak için iş lazım ben de işim için direniyorum. Haksızlığa uğradığımı düşünüyorum, bunu biliyorum ve hakkımı arıyorum.

 

“Hak-İş, Hizmet-İş niye gelmiyor? Çünkü iktidarın sendikalarıdır”

– Sendikalara yönelik bir çağrınız var mı?

– Benim çağrım vardı ama gelmiyorlar. Tüm sendikalara çağrı yaptım ama özellikle kendi sendikama. Hak-İş, Hizmet-İş niye gelmiyor? Çünkü iktidarın sendikasıdır bunlar. İlk çıkarıldığım gün Hak-İş’in başkan yardımcısı, “Böyle bir yanlışlık olamaz, raporun var, raporlu personel işten atılamaz, burada bir yalnış anlama var” dedi. Ama sonrasında ne yaptı? Sosyal tesise gidip amirle, şefle görüşünce sözlerini unuttu. Değil yanıma gelmek veya destek olmak, telefonla bile aramadı. O zaman aylardır aldığı aidatı niye aldı benden? Ama sendika da onlardan.

– Devrimci ilericilerin bulunduğu sendikalar ne yapabilir?

– Sesimi duyurabilirler, sesimi ben yeterince duyuramıyorum demek ki. Direnişime, sesime ses olsunlar.

 

Daha fazla göster

İlgili Makaleler

Başa dön tuşu