GüncelMakaleler

POLİTİK-GÜNDEM | Kapitalizmin Krizine Korona Katalizörü; Hiçbir Şey Eskisi Gibi Olmayacak!

"Devrimci komünistlerin, ilerici ve yurtseverlerin toplumsal yaşamın bugünkü gerçekliğinde; korona günlerinde mücadelenin yeni biçimlerine hızlıca adapte olma, buna ayak uydurma veya direnişin yeni biçimlerini açığa çıkarma sorumlulukları vardır"

2019’un Aralık ayında Çin’in Vuhan kentinde çıkan ve kısa sürede dünyanın dört bir yanına yayılan koronavirüsü (Covid-19) etkisi ve ağırlığını arttırarak yayılmaya devam ediyor.

Virüs kısa sürede küresel bir salgın halini aldı. Dünya Sağlık Örgütü (WHO)’nün Pandemi (Küresel salgın) ilan ettiği koronavirüs (Covid-19) bulaşan kişi sayısı dünya genelinde (23 Mart itibariyle) 330 bine ulaşırken virüs nedeniyle ölenlerin sayısı ise 14 bini geçmiş bulunuyor.

Salgının yayılma hızı ve biçimi, engellenebilmesi adına sosyal mesafe ve izalosyonun gerekliliği gibi başlıklar, söz konusu hastalık vesilesiyle günlük yaşama dair çok ciddi ve ağır önlemler alınmasına zemin sundu.

Koronavirüs salgını, dünya halklarının içinde yaşadığı dünyanın eşitsizlikleri ve adaletsizliklerinin korkutucu gerçekliği ile bir kez daha karşı karşıya kalmasını sağlamıştır.

Salgının can kayıplarıyla derinleşen ağır tablosu; sermayenin, devletlerin ve hükümetlerin tavrı; salgına yönelik politikalar, al(ma)dıkları önlemler, dünya halkları açısında çok çarpıcı bir şekilde mevcut gerçekliği gözler önüne sermiştir.

Uluslararası kapitalist sisteme, onun karakterine ve işleyişine dair ortaya dökülen gerçekler, dünya halkları ve ezilenlerinde büyük bir bilinç değişimi, sıçraması için son derece elverişli bir ortam sunmuştur.

2019’la birlikte tüm dünyada açık bir hal alan ekonomik kriz, petrol fiyatlarının düşmesiyle iyice su yüzüne çıkmışken salgın, söz konusu krizin semptomlarını öne çeken ve derinleştiren bir katalizör işlevi görmüştür. Başka bir deyişle emperyalist-kapitalist sistem içinde debelendiği ve bir türlü çıkamadığı, ötelediği krizin gerçek boyutlarını, salgını bahane ederek tüm dünya halklarına ilan etmiş oldu. Kuşkusuz salgının yarattığı endişe ve korku ikliminin arkasına sığınarak!

Kabul etmek gerekir ki, küresel bir hal alan salgın, gerek uluslararası sermayenin kendi içindeki hegemonya/güç mücadelesi açısından gerekse uluslararası proletarya ve ezilenler açısından sonuçları çok ağır, derin ve kapsamlı olacak bir süreci öne çekmiştir.

Salgının yayılma hızı, kimi önlemlerin alınmasını gerekli kılsa da, ABD’den Avrupa’ya; İran’dan TC’ye buradan Mısır ve Latin Amerika’ya emperyalistler ve işbirlikçilerinin yaşama geçirdikleri politikalar salgını aşan bir muhtevaya sahiptir.

Başka bir deyişle salgına karşı gerçek anlamda, koruyucu sağlık hizmetleri adına dişe dokunur hiçbir önlem almayan emperyalist devletler, söz konusu ezilenlerin demokratik hak ve özgürlükleri; kazanılmış mevzileri olunca salgın bahanesiyle fütursuzca hareket etmektedir. Salgının ilk ortaya çıktığı andan itibaren emperyalist- kapitalist devletlerin kendilerine ilişkin bir ajanda hazırladıkları açıktır.

Nitekim İngiltere’nin koronavirüs salgını karşısındaki sessizliğinin “sürü bağışıklığına” dayandığının ortaya çıkması da buna işaret etmektedir. Britanya devletinin salgın karşısındaki politikası, zayıfların doğal seleksiyonla elendiği, güçlülerin ise ayakta kaldığı tamda kapitalizmin karakterine uygun bir rota izlemektedir.

Söz konusu politikanın İtalya’da daha pervasız bir şekilde yürürlüğe sokulduğu anlaşılmaktadır. Günde 600-700’lere varan ölümlerin nedeni de budur. İtalyan sermayesinin söz konusu salgını hafife aldığı ve yeterli önlem almakta geciktiğine dair yorumlar ise sermaye ve devletin gerçek karakterini anlamaktan uzak liberal lakırdılardan başka bir şey değildir!

Tıpkı İngiliz sermayesi gibi İtalyan egemenleri de ne yaptığının farkındadır ve bilinçli bir tercihte bulunmaktadır. Dünyanın en yaşlı nüfusuna sahip ülke olan İtalya’da sermaye, sosyal güvenlik sisteminin “yükünden” kurtulmak için yaşlıları gözden çıkarmıştır. ABD’de sokakta yaşayan yarım milyon ve hiçbir sağlık güvencesi olmayan 50 milyon insanın sermaye için yangında ilk olarak kurban edilecekler listesinde olduğuna da şüphe yoktur!

Uluslararası kapitalist sistem, her gün daha fazla içine çekildiği ve neredeyse 1929’dakine benzer krizi karşısında gemideki tüm “fazlalıkları” bir an önce atmanın peşindedir. Fransa koronavirüsle “boğuşurken”, Macron hükümetinin meclisi “bypass” ederek, alelacele bir şekilde, sokak muhalefeti yüzünden uzunca bir süredir bir türlü geçiremediği emeklilik yasa tasarısını çıkarmasını da bu paranteze eklemek gerekir.

Koronavirüs  nasıl ortaya çıkmış olursa olsun nihayetinde emperyalist-kapitalist sistem tarafından kendi amaçları için bir kaldıraç ve batmakta olan gemiyi kıyıya taşıyacak şiddetli bir rüzgâr işlevi görmektedir. Üzerinde durulması ve kafa yorulması gereken temel nokta, salgın krizinin, kapitalizmin gerçek krizinin üstünü örtmek için kullandığına ilişkin olmalıdır.

Dünyanın dört bir yanında gerçek manada alınan sağlık önlemleri ile salgınla mücadele adı altında çıkarılan gürültü arasındaki uçurumda buna işaret etmektedir.

Koronavirüsün devlet başkanlarının saraylarına veyahut kabinelerine girmesi; uluslararası şirketlerin CEO’larının veya ultra lüks zenginlerin malikânelerine sirayet etmesi; salgının sınıflar üstü olduğu anlamına gelmez. Salgının sınır, sınıf ayırmadığına yönelik güçlü ve son derece etkili propaganda tamamen bilinçli yapılmaktadır.

Bu tamda batmakta olan geminin mürettebatına, kaptan tarafında, lordlar kamarası tahliye edilinceye kadar zaman kazanmak için yapılan bir çağrıdır. Salgın yayılmak için gerekli koşullara ihtiyaç duymakta, salgının tespit edilebilmesi, yayılmasının engellenmesi ve nihayetinde hastalığın tedavisi için zorunlu sağlık hizmetlerine gereksinim duyulmaktadır.

Açık ki hastalık karşısında tüm sınıflar aynı riske sahip değildir ve sağlık hizmetlerine erişim de son derece sınıfsaldır!

Bugün koronavirüs başlığında dünya halkları ve ezilenleri; emperyalistler ve işbirlikçi/uşaklarının okulları kapattığını, sokağa çıkma yasağı ilan ettiğini ancak işçi sınıfı ve emekçileri her türlü risk altında kitlesel olarak çalıştırmaya devam ettiğini görmektedir.

Çokuluslu şirketlerin, kârının aksamadan devamını sağlamak için işçi sınıfı ve geniş emekçi kitleler çalışmaya zorlanmaktadır. Devlet aygıtı, Amerika kıtasından Avrupa ve Asya’ya, elindeki olanakları ve birikimi, ekonomik krizin yükünü işçi sınıfına yıkmak ve tekellere mali yardım için devreye sokmaktadır.

Trump ve Merkel şimdide tekeller için 1 trilyon dolar/euro’ya varan destekleri açıklamış durumdadır. 2008 krizinde bankalara 500 milyarlık yardım yapıldığı hatırlanırsa bugünkü krizin ve de sermayenin soygununun boyutu da açığa çıkmaktadır.

Dolaysızca söylemek gerekir ki koronavirüs, emperyalist-kapitalizmin adeta röntgenini çekmiştir. Kral çıplak dedirten bu görüntüde sağlık, beslenme, barınma gibi insanın temel gereksinimlerinin bir avuç zenginin elinde biriktiği, milyarlarca insanın bu gereksinimlerden mahrum edildiği ve sefalet içinde yaşamaya mahkûm edildiği gerçeği vardır. Ortaya çıkan resimde, dünyanın ve toplumun kaynakların en temel ihtiyaçlar yerine askeri harcamalara ayrıldığı ve sermaye tekellerine peşkeş çekildiği, kapitalistlerin “sosyal” hizmetler alanında tam bir felç hali yaşadığı, çalışamaz durumdaki yaşlı nüfusa salgın bahanesi ile çöp muamelesi yapıldığı görünmektedir.

Salgınla mücadele söylemleri eşliğinde gerçekte iflas eden kapitalist sağlık sisteminin üstünü kapatmak adına halkın bir kısmı evlerine hapsedilirken öte yandan işçilerin büyük çoğunluğunun ölüm riski ile çalışmaya zorlandığını görüyoruz.

 

Sermayeye Kalkan, Emekçilere Kolonya

Dünyada çığ gibi büyüyen koronavirüs salgınına karşı Türk hâkim sınıflarının tutumu ise efendilerinin bir taklidinden öteye geçmemektedir. Elinde hastalığı teşhis edecek asgari oranda bir ekipman ve buna dair yeterli sağlık alt yapısı bulunmayan TC devleti, beklendiği üzere salgından yine bir kahramanlık destanı çıkarmanın peşindedir.

Koronayı düşman ilan eden R.T.Erdoğan adeta salgına karşı cihat çağrısı yapmış, buradan milliyetçik ve ırkçılık devşirmeye çalışmıştır. “Ekonomik İstikrar Kalkanı” adı verilen ve 21 madde içeren sunum öncesinde halka abdest, dua, tevekkül ve sabır önerilmiş daha sonra açıklanan “Kalkan”da da sermaye sınıfına teşvik, kaynak, kıyak sunulmuş, emekçilerin payına ise kolonya düşmüştür!

Erdoğan’ın paketinden uçak şirketlerine KDV indirimi desteği, müteahhitlere konut kredisi kolaylaştırması, turizm şirketlerine konaklama vergisi desteği, ihracatçıya stok desteği çıkmıştır. Paket Rıfat Hisarcıklıoğlu’nun şahsında komprador burjuvazi ve toprak ağalarının yüzünü güldürmüştür! Erdoğan’ın demeçlerinde işçilere yönelik geçen tek madde, üretimin şirketler tarafından durdurulması halinde ücretli izine çıkartılmayacakları, kısa çalışma ödeneğiyle izne ayrılacaklarına ilişkin olmuştur.

Bilindiği gibi kısa çalışma ödeneği ile ücretli izin arasındaki en önemli fark işçilerin aldıkları ücrettedir. Kısa çalışma ödeneğinde işçiler ücretlerinin %60’ını alabilmektedir bu da %40 ila %50 arasında gelir kaybına uğramaları anlamına gelmektedir. Öte yandan kısa çalışma ödeneğini de şirketler değil devlet yatırmaktadır.

İstikrar Paketini duyururken ve sonrasında yaptığı her açıklamada “evde kalın” çağrısı yapan R.T.Erdoğan 8 milyon işsize dair tek bir kelime sarf etmemektedir. Hiçbir geliri olamayan 8 milyon insan gerekli sağlık tedbirlerini nasıl alacak? Covid-19’dan etkilenen firmaların bankalara olan anapara ve faiz ödemeleri 3 ay ertelenirken, bankalara borcunu ödeyemediği için “kara listeye” alınan 3 milyon 763 bin insan ne yapacak? TC devleti, 116,7 milyarı bulan kredi kartı borçlarını 3 ay (ya da salgın bitene kadar) erteleyemez miydi?

Kuşkusuz soruları çoğaltmak mümkün. Açık ki TC devleti bir tercihte bulunmuş, imkân ve kabiliyetini, elindeki birikimleri, sermayenin hizmetine sunmuş halka ise “evde kal” çağrısı yapmıştır. Öte yandan işyerlerinde iş sağlığı ve güvenliği içler acısıdır. Hâkim sınıflar tıpkı emperyalistler gibi salgını “Allahın bir lütfu” olarak görmekte ve krizi fırsata çevirmeye çalışmaktadır.

Evden çalışmanın teşvik edilmesi ve giderek yasalaşması bu konuda bir alt yapının hazırlanmasına yönelik çağrılar, işçilerin koronavirüs gerekçesiyle işten çıkarılması veya ücretsiz izne çıkarılması, fabrika ve işyerlerinde kazanılmış haklarının yine salgın bahanesiyle gasp edilmesi durumu yoğun bir şekilde karşımıza çıkmaktadır.

Türk sermayesi de emperyalistlerin sıfır saat sözleşmesi yönelimine uygun bir şekilde esnek çalışmayı; uzaktan, evden çalışma ile daha geniş bir alana yayma böylece giderlerinin bir kısmını azaltma ve işçinin sırtına yükleme peşindedir. “Evde kal” çağrıları yapılırken şimdiden bir milyona yakın emekçi işsiz kalmıştır. Diğer yandan salgın günlerinde TC devleti sosyal medyada koronavirüs paylaşımlarını gerekçe göstererek operasyonlarını sürdürmekte. Bu olağanüstü durumda bile Kürt düşmanlığını elden bırakmamakta, HDP’li Batman, Silvan, Lice, Eğil ve Ergani belediyelerine kayyum atanmakta (23 Mart 2020), belediye eş başkanları evleri basılarak gözaltına alınmaktadır.

Türk devletinin koronavirüs salgınını dikensiz bir gül bahçesi yaratmak için fırsata çevirmekten imtina etmeyeceğine kimsenin şüphesi olmamalıdır!

Bu kaos içinde ezilenlerin somut taleplerini öne çıkarmak acil bir ihtiyaç olarak önümüzde durmaktadır. İşçi ve emekçilere ücretli izin sağlanmalı, elektrik-su-doğalgaz faturaları devlet tarafından ödenmeli, kira yardımı yapılmalıdır. Salgına karşı gerekli sağlık hizmetleri ücretsiz hale getirilmeli ve herkesin erişimine sunulmalıdır.

Salgın geçene kadar “ücretli izinle işçiler evlerine” talebi öne çıkarılmalıdır. Parasız test, parasız tedavi, hijyen malzemeleri ve gıda maddeleri geniş emekçi kitlelerin meşru haklı talepleridir!

Koronavirüs salgını elbette aşılacaktır ancak asıl sorun sonrasında gerek coğrafyamızda gerekse de yerkürede ortaya çıkacak yeni durumun ne getireceğindedir!

Hiçbir Şey Eskisi Gibi Olmayacak

Koronavirüs salgını sosyal ve siyasal yaşamda yarattığı etki ile büyük bir alt üst oluşa neden olmaktadır. Emperyalist-kapitalist sistem yaşamın her alanda bir bütün yeniden örgütlenmesine dair tasarrufunu, planlarını koronavirüs salgınını gerekçe göstererek yaşama geçirmeyi planlamaktadır. Salgının yarattığı korku sürekli bir şekilde canlı tutulacak buna paralel bir şekilde OHAL, sokağa çıkma yasakları; her türlü yasanın rafa kaldırılması, meclislerin devre dışı bırakılması gündeme getirilecektir.

Kapitalizm ilkin işçi sınıfı ve emekçi kitlelerin kazanılmış haklarını hedef tahtasına koyacak, ikinci olarak yeni bir çalışma rejimini yürürlüğe sokarak sömürüyü derinleştirecektir. Kısacası krizin yükünü ezilenlerin sırtına yıkarak aşmaya çalışacaktır. Söz konusu gidişat ve yönelimin, kıtaları aşan bir muhtevaya sahip olduğu ve tüm dünya halkları, işçi sınıfı ve ezilenlerini derinden etkileyeceği bir gerçektir.

Krizin çapı, derinliği ve şiddeti; emperyalistlerin sınırları kapatarak kendi içine kapanmaları; milliyetçilik ve ırkçılığın gelişeceğini bunun da işçi ve emekçilerin, halkların isyanlarına karşı dalgakıran olarak işlevli kılınacağını göstermektedir.

Korona salgını adeta bir katalizör işlevi görmüştür: Yerkürenin büyük bir kriz ve kaosa; sömürü ve zulüm cenderesine aynı zamanda isyan, direniş ve ayaklanmalar iklimine girişini tetiklemiş, hızlandırmıştır. Açık ki ne karşı devrim güçleri ne de ezilenler cephesinde hiçbir şey eskisi gibi olmayacaktır!

Dünya emperyalist-kapitalizmin kriziyle büyük bir karmaşa ve çatışmalar dönemine doğru hızla yol almaktadır. Emperyalistler arasındaki güç mücadelelerinin boyutu ve yapısal kriz, bu konuda çok ciddi veriler sunmaktadır. Halklar, işçi sınıfı ve ezilenler, yeni ve son derece kapsamlı büyük bir saldırı dalgası ile karşı karşıya kalacaktır.

Emperyalist küreselleşmenin sonunun geldiği ancak yeni tipte bir küreselleşmenin belki de kapitalizmin kaptan köşkündeki esas aktörün değişeceği bir sürecin öngünlerindeyiz. Bunun orta ve küçük burjuvaziyi de içine alan büyük bir yoksulluk ve yokluk girdabı yaratacağına şüphe yoktur. Bu kriz; yoksulluk ve işsizlik halinin, madalyonun diğer yanında dünyanın dört bir tarafında yeni ve daha güçlü direniş ve halk isyanlarını tetikleyeceğini öngörmekte mümkündür!

Zira, kapitalizm krizini aşmak adına “Sanayi 4.0” olarak formüle edilen yeni tipte bir çalışma rejimini devreye sokmaya hazırlanmaktadır. Bu yönelimin temel karakteri ise teknolojinin etkin bir şekilde kullanıldığı, hiçbir kural ve kaidenin olmadığı; tamamen esnek çalışmanın gündemde olduğu, kapitalizmin ilk dönemlerindeki azgın, zincirlerinden boşanmış halinin yeniden yürürlüğe sokulmasıdır.

Devrimci komünistlerin, ilerici ve yurtseverlerin toplumsal yaşamın bugünkü gerçekliğinde; korona günlerinde mücadelenin yeni biçimlerine hızlıca adapte olma, buna ayak uydurma veya direnişin yeni biçimlerini açığa çıkarma sorumlulukları vardır.

Geleneksel muhalefet biçimleri ve tarzlarının yanında yeni sürecin açığa çıkardığı, önümüze koyacağı yeni tip muhalefeti gerek salgın döneminde gerekse sonrasında kapitalizmin yeniden yapılandırma sürecinde örgütlemek boynumuzun borcudur!

Daha fazla göster

İlgili Makaleler

Diğer içerik
Kapalı
Başa dön tuşu