GüncelManşet

TUTSAK PARTİZAN | “Sesim belki zayıf ama iradem HAYIR”*

Her dönem kendi koşulları içerisinde değerlendirilmelidir. Sınıf mücadelesinin bugün geldiği nokta, ezilenleri-sömürülenleri kapsayan bir politik niteliğe evirildiği için, Komünist Parti’nin (KP) kendi önündeki en büyük engel-açmazını oluşturuyor.

Bu engelin yarattığı açmazın sorunlarının başında, Komünist Partisini bir virüs gibi saran, teoriye hapsedilmiş pratiğin zayıf dogmalarla kendini var eden bir halidir. Bürokratizmin demir pençesi, dogmatizmin bir ahtapot gibi sarıp sarmaladığı KP’nin, sağlam ideolojisiyle bir politika oluşturamamasını getiriyor. Örgütsel ve örgütlenme sorunlarını yaratan nesnel gerçeklik, niceliğin niteliğe ulaşamamasını, niteliğin nicelikte vücut bulamamasını getiriyor. Ve tabi ki bu da ezilenlerle arasında derin bir uçurumun oluşmasını sağlıyor. Bunu fark edemeyen, göremeyen ve dahası bununla yüzleşmekten kaçanların, ezilenlerin kurtuluş mücadelesinde özne olarak bir çekim alanı/merkezi yarat-a-maması, göster-e-memesi anlaşılırdır.

Bir özne kendini ideolojik-politik somutlayamıyorsa, refleksini zayıf olmasının yegane nedeni üretememesidir. KP’nin tarihinde, Kaypakkaya yoldaşın teorik belirlemelerinin politikaya ustaca indirgenerek pratiğe yansıttığı dönem 45 yıl önce vücut bulmuş ve ezilenlerle kucaklaşmış, ezilenler KP’sine sarılmıştı. Neredeyse 45 yıldır bundan beslenen politikasızlık sonucu kendini tüketen bir KP’ye evrilmiştir. Dikkat edersek ideolojiden bahsetmiyoruz, o noktada bir sorun yoktur, mesele politikadadır.

 Ve doğal olarak bu yaşananları, 71 atılımı, 72 ruhuyla ete kemiğe büründürecek politik öznelikten uzaklaşıyoruz. Bunun temel nedeni önderlik meselesidir. Önderliğin bürokratizim kıskacından, dogmatizm çukurundan çıkarak, arınarak, politikada canlı dinamiklerle mücadeleyi aktifleştirmesi için politikanın derin sularına dalmalıdır. 

 

“İlk Adım En Zor Adımdır” (1)

Ezilenlerin-sömürülenlerin özgürlük düşü her daim yaşamlarında canlıdır. Mao’nun “özgürlük zorunlulukların bilince çıkarılması ve uygulanmasıdır” belirlemesi tam da budur. Bugün içinde bulunduğumuz durumda, yaşanan süreçte kitleler, devrimci, ilerici ve demokratlar yönelik yoğun ideolojik-politik saldırı ile karşı karşıyadır. Bu gerçekliğin ideolojik yanlarını elbette ortaya çıkarmak gerekiyor. Bunu sağlayacak araç politik alandır. Politikada güçlenmeli, kararlı ve istikrarlı politika yürütmelidir ki bu yoğun saldırıya karşı konulabilsin. KP, bu saldırıların kırılması için, güçlenmeli, kitleler içinde etkin bir güç olmalıdır. Bunu sağlayacak yöntem, önderliğin doğru ideolojik-politik çizgisi ve onu militan ve de kadrolarıyla buluşturması ve bunların sorumluluğu ile ezilenlerin kurtuluş mücadelesine bunları yansıtmasıyla gerçekleşir.

“Ya bir yolunu bulacağız ya da bir yol açacağız.” Anibal’in, Roma’nın üzerine yürürken karşılaştığı sorunlarla boğuşması ve onlara çözüm bulması çok önemlidir. Anibal, Roma’nın askerleri tarafından sarp dağlarda ordusuyla bir uçurumun kenarında sıkıştırıldığında; ordusu içindeki komutan ve askerleri “buraya sıkıştık”, “buradan çıkış yok” diye umutsuzluğun girdabına kapılırken bir önder olarak ideolojik-politik ve askeri sorumluluğu kuşanarak, tarihe not düştüğü bu sözü söylemiştir. “Ya bir yolunu bulacağız ya da bir yol açacağız!”

M.Ö. 3. y.y.’da yaşayan Anibal, Kuzey Afrika merkezli kurulan Kartaca Devleti’nin Krallık Komutanıdır. Roma İmparatorluğu’na karşı isyan ederek sayısız sefer düzenleyerek saldırmış, Roma’nın korkulu rüyası olan isyancı biri ve bir savaşçıdır.

Mao yoldaşın “özgürlük zorunlulukların bilince çıkarılması ve uygulamasıdır” demesi Anibal’ın özgürlük düşü için ya bir yol bulup ilerleme ya da bir yol açma fikriyle ele alındığında anlatmak istediklerimiz daha rahat görülebilir. KP’nin ideolojik-politik varlık gerekçesiyle, mücadelesinde yaşadığı tıkanmayı aşmasında bu bakış zorunludur. Eleştiri-özeleştiri silahı KP içinde bu yüzden önemsenen, gereksinen bir ilkedir. Yüz çiçek açması için fikirlerin çatışarak pekişmesi gerekir.

İşte biz KP’nin ideolojik-politik olarak, sınıf mücadelesinde, ezilenlerle bütünleşerek kitleselleşmesi atılımı içi bir yol bulma çabası ile bir yol açıyoruz.

2015’ten bu yana süren tartışmaların özü budur bence. Bu perspektifle okunmalıdır süreç. “Hizip”çiliğe sıkıştırma çabası bürokratizm-dogmatizmin çıkış yolu, yol açmasıdır, politikasızlığın tıkanıklığıdır.

Bizi suçlayanların argümanları ve savundukları tezler, kendi görüşlerini yansıtan “Özgür Gelecek için Yeni Demokrasi” adlı gazetenin sayfalarında kendilerinin durumu, olay ve olguları ele alış, kavrayışlarının getirdiği hali yansıtmaktadır. Yeni Demokrasi gazetesinin “Tarihten Geliyor Geleceğe Yürüyoruz” ve “Çelişki içtedir, sorunlarımızı bilerek ve kavrayarak aşacağız” yazılarında, bürokratik yönetimin, ahbap-çavuş ilişkisiyle biz yerine ben anlayışının; dogmatik politika-sız-lığın getirdiği bir önderlik çizgisi vardır. “Hizipçilik” yaptığımız nedenlerin özeleştirisini veren arkadaşların, “hizip” suçlamasının haliyle laftan öteye gitmediği kendi itiraflarıyla ortaya çıkıyor. Yazılarında da belirttikleri ayrışmanın kaçınılmaz olduğunun özeleştirisidir bu. Biz samimiyet testi yapmayacağız fakat ideolojik-politik kavrayışlarının göstergesi yazılarının bizi haklı çıkartması, kayırmacılıkla, darbeciliklerinin böyle resmetmelerinden ziyadesiyle memnun olduğumuzu belirtmek isteriz. Ez cümle hata ve yenilgilerini sümen altı edenler, kendi kadrolarını yerleştirip sonra pratiklerini eleştirirken, pratiğin nedenselliğini izah etmeleri haklılığımızın kanıtıdır.

İlke-hukuk diyerek daraltılan örgütün teorileri, eleştirilere kulak tıkayan ve bildiğini okuyan ben-in merkezileşmesiyle vücut bulmuştur. Gerek kendi içinde gerekse ülkenin kendi atmosferinin siyasi alandaki gelişmeleri okuyamaması, müdahale edecek yetisinin olmaması ilke tavrı değil önderliksizliğin ürünüdür. Sınıf mücadelesinin her mevziisinde, her alanında yaşanan sorunları öteleyen, görmezden gelen, kayırmacı, ahbap-çavuş ilişkisine indirgenmiş korumacılık, KP’ye vurulan en büyük DARBE’dir. İşte bu darbe, ezilenlerin kurtuluş mücadelesinin gelişmesini engelleyen önder-siz-liğin ürünüdür. Yaşanan tartışmaların tıkanmasının, çözümsüz kalmasının ve ayrışmanın sorumluluğu, bu öndersizliğin sekterliğinin, dogmatikliğinin, ilke-hukuk ve ideolojik darlıklarının, kavrayışsızlığın sonucudur.

 

“Günü Yakalamalıyız, Zamanı Yakalamalıyız!” (2)

Kaçınılmazlığın sonucudur aynılık. Her doğumun bir ölüm, her ölümün bir doğum olduğu, diyalektik olarak gerçeklik ise her birlikteliğin bir ayrılık, her ayrılığın bir birlikteliğe evirilmesi de, aynı gerçeklikle bağlantılıdır. Bunu belirleyen nokta, esas-tali ilişkisidir. 2015’te başlayan ve sonuçlanan durum KP’de budur.

Bizim ayrılığın nedenlerini unutmadan, ayrılığın nedenlerini içimizde yaşatmadan ve yürüyüşümüzde engel oluşturmaması için aynı hataları tekrar edecek her şeyden arınmamız gerekiyor. Unutulmaması gereken şey bizlerin de eleştirdiğimiz yapının içinden geliyor oluşumuzdur. Biz de bürokratizmin-dogmatizmin zehrine bulaşmışlığımızı unutmamalıyız. Bunu başarabilirsek o zaman 71 atılımının politik gerçekliğiyle 72 ruhunun ideolojik çizgisini koruyan, sahiplenen ve Kaypakkaya yoldaşın ve şehitlerimizin iddia-ideallerini gerçekleştirmek düşünü gerçekleştirebiliriz. Bunu kavramak ve geliştirmek elimizdedir.

Politik alandaki gelişmeler ve ona karşı refleksler, elbette ideolojik olarak belirlenir. Fakat belirlemeler ideolojiyi politikaya hapsetmekle politika yürütülemez.Bunun için ideoloji ile politika birbirinden ayrılır. Resmi tezler ve değerlendirmelerin bir doktriner savunusu olarak güncellenen teoriler oluşturmak politika yapmak değil ideolojik sekterlik olur.

“Devrimci hareketin gerileme dönemi” diyerek bir saptama yapan Stalin yoldaş, aslında bugün Türkiye’de sınıf mücadelesinin ve Türkiye Devrimci Hareketinin (TDH) durumunu bir nevi özetliyor. “Devrimci Hareketin gerileme dönemini; güç toplama dönemini mi yaşıyoruz, yoksa bu, yeni devrimci yükselişin koşullarının olgunlaştığı, yaklaşan sınıf mücadelelerine işçi sınıfının hazırlandığı bir dönem mi; Komünist Partilerin taktik tavırları buna bağlıdır.” (Stalin, cilt 12, s. 30) Kendinin dışına çıkmak ve nihayetinde etrafını incelemek, anlamak ve hatta hatta kavramak da bir yöntem-yoldur. Bu yol üzerinde karşılaşacak her türlü olumsuzluk elbette bir etki yaratacaktır. Ancak kendi dışında varlığın varlık olduğunu görmek, onun varlığını hissetme ve de ilişkilenmenin, sınıf mücadelesine engin bir deneyim katacağını da bilmek gerekiyor.

Geçmişin güzel günlerinin nostaljisini yapanlar, bunu yapacak bir ilerleme sağlamayı düşleyebilir ve bu çizgisinde ısrarcı da olabilir. Ancak biz bunu yapmayacağız. Geçmişe sadece kitlelere değil sadece kendimize, mücadelemize yön vermek, hatalarımızı asgari düzeye indirgeyecek tecrübeleri alarak ona sığınacağız. Çünkü geçmişin nostaljisine sarılmak, aslında ölmeden otopsi masasına kendini yatırmak dışında kitlelerde karşılığı olmayan bir yöntemdir.

Bizler, ezilenlerin devrimciliğini bütün olarak, fakatsız, amasız ele alan, kapsayıcı, bütünleştirici bir politikayı üretme-üstlenme iddiasına sahip olarak, politikayı ilke edinmeliyiz. Eğer böyle bir çizgiyi seçersek, tarih boyunca görüldüğü gibi, KP’ler büyük kazanımlar elde etmiştir. Sovyet-Çin ve dünya devrim tarihi bize bunu yenilgileriyle-deneyimleriyle somut olarak sunuyor. Ezilenlerle kurulacak olan bağın somutlandığı alan pratik politikadır.

Marksist olduğu iddiası taşıyan özneler, Marksizme karşı gelişi güzel, kendinden menkul teorilerin tumturaklı söylemleri ile varlığını sürdürüyor. Lenin yoldaş bu konuya dair şu saptamayı yapar. “Düşünemeyen ve düşünemeyecek olanlar.” Düşünmek ciddi yoğunlaşma ve somut koşula uygun konumlanmayla zaman ve mekanda doğru pratiğe evirilmeyi getirir. Bunu başaramayanlar, dogmalarla, bürokratik zırhın teorisinin limanına sığınırlar.

MLM’yi bir dogmalar yığını haline getiren ve amiyane tabirle kutsal kitap ayetleri olarak anlayan ve de bunu temcit pilavı gibi ısıtıp ısıtıp ezilenlerin kurtuluş reçetesi olarak gösterenler MLM’ye en büyük darbeyi vuranlardır. MLM’yi yaşanan döneme göre, nesnel gerçeklikle bütünleştiren, oluşturan düşünceler MLM’yi canlı bir bilimsellik olarak tutmaktır. Bunu politikada yaşatmak için ideolojiyi olduğu gibi almak yanlışına girenler, ideoloji ile politika ayrışmasını yapamamaktadır. Bunun oluşmaması için, kendinin dışına çıkmak ve nihayetinde etrafındaki dost öznelerle kaynaşabilecek, tartışabilecek ve ortaklaşabilecek bir seviyeye gelebilmek ve bunun içinde anlamak, incelemek ve kavramak gerekir.

Yani kendi dışındaki devrimci yapıların varlığını varlık olarak görmek, onun varlığını hissetmenin ötesinde, onunla konuşmak, dokunmak zenginlik katar bizlere-sınıf mücadelemize. Bu da ideolojinin değil, politikanın alanıdır. Politika her anlamıyla ezilenlerin kurtuluş mücadelesinin en etkili silahıdır. Doğru kullanıldığında kitlelerle kucaklaşma, kaynaşma çok daha hızlı ve etkili bir kenetlenme durum oluşturur. Marx “İnsanın özü tek tek her bireyle var olan soyutlama değildir. Gerçekte insanın özü toplumsal ilişkilerin toplumudur” diyerek yönümüzü döneceğimiz kitlelerin gerçekliğini belirlemiştir. 

Yapmaya çalıştığımız şey bir nevi ekonomizme denk düşmektedir. Ama bugün açısından ayrışılan noktamız, 71 atılımını 72 ruhuyla kucaklayarak onun politik gücünden bahsetme değil o seviyeyi yakalamak için gerileyen sınıf mücadelesinin politikasının yeniden şaha kaldırmaktır. Yoksa, 71-72 güzellemesi yapmanın “Hey ruh! Geldiysen bir işaret ver” diye seans düzenleyen anlayıştan başka bir anlamı olamaz.

Mao’nun Cingkengsen’e dönüş şiirine bakalım; “Bekle/döneceğiz bir gün zafer şarkılarıyla ve kahkahalarla/ve unutma/hiçbir şey zor değildir şu dünyada/dorukları fethetme cesaretin varsa…”

Bize yöneltikleri her suçlamalarına konu ettikleri, aslında kendi gerçeklikleridir darbecilerin ve bizler onların ne dediğine değil, sınıf mücadelesine-ezilenlerin kurtuluş mücadelesinde, bizden ne beklendiğine kafa yoralım.

Tüm enerjimizi bu yönde sarf edelim. Sorumluluklarımızı artırarak, cesareti kuşanarak ve KP’li bir Kaypakkaya ardılı olduğumuzu, MLM’yi bağlı birer nefer olarak yürüdüğümüzü asla unutmamalıyız. Biz yeni olmayan ama bu döneme göre yeni bir hamle yaptık. Bu noktada zamanımız boşa harcanmayacak kadar önemlidir. “Politik çalışma bütün çalışmaların can damarıdır.” (3) Unutmamamız gerekir.

 

* (Ahmet Ahmetova) Anna Ahmetova (Şair)

1- Lenin’in Örgütlenme Üzerine kitabından bir söz

2- Mao

3- Mao

 

Tutsak bir Partizan

Daha fazla göster

İlgili Makaleler

Diğer içerik
Kapalı
Başa dön tuşu